11 Eylül 2011 Pazar

Ay'ı gördüm Allah, amentübillah :)

9-10 yaşlarındayken büyüyünce astronot olmayı isterdim, istekten ziyade uzak bir hayal diyelim. Bu dünyanın sınırlarını aşıp göğe yükselen o insanlar bana çok insanüstü gelirdi.
Sam Bell'in kızının "Benim babam bir Astronot" dediği sahne çok anlamlıydı benim için bu yüzden, "Benim babam cumhurbaşkanı ile (teşbihte hata olmasın) benim babam peygamber" arasında bir şey gibi çınladı kulağımda. Sonra öyle büyük hayalleri bir kenara koydum. Ama 17 yaşlarımda yazdığım şiirlere aydaki denizlerin ismini verdim, "mare serenitatis", "mare imbrium" gibi. Ne var ki ,Aydaki denizler dünyamızın denizleri kadar romantik görünmüyor, bildiğin krater- kraker değil, kriter değil- ama söylenişi çok romantik, mare serenitatis, durgunluk denizi... Mustafa Ulusoy'un terapi olarak (terapi diye yazdım ilk başta, "diye" kelimesi anlama ne fena alaycılık katıyormuş) önerdiği şeyi yapıyordum akşamları, odamın balkonundan göğe bakıp yazıyor, hayaller kuruyor, arınıyor, dinleniyordum. Sanırım Sam Bell'e bu teknikten bahsetsek acı acı gülerdi. Aldatılmış Sam Bell, adanmış ve aldatılmış. Aldatılmışlığına duyduğum merhamet klon olduğu fikriyle neden kırılmaya uğruyor bilmiyorum, klonlara acınmaz mı?

"Rock'n Roll, Tanrı Amerika'yı korusun."

"Kroyejenik koruma kapsülü, üç gün süren Dünya'ya dönüş yolculuğunuz boyunca sizi derin bir uykuya yatırmak için tasarlandı yerine getirdiğiniz muhteşem görevi ve başardıklarınızdan ötürü ailenizin sizinle ne kadar gurur duyduğunu düşünün"

Görev söz konusu olunca hangimiz klon değiliz ki?
Acırım ben klonlara. Merhamet güzel duygudur, kalbi inceltir. Ve ay denizlerinin aslında krater olduğunu unutursak, yeryüzünden bakıldığında romantiktir.


"Bütün ihtiyacımız olan
enerjinin.. tam tepemizde olduğu kimin
aklına gelirdi ki?
Ayın Gücü...

Geleceğimizin Gücü."

burası mare serenitatis,
en çok burayı severim, burada susmayı.