DUDETTES NELER İZLEDİ

KOZMOS
2010
Sayfayı Yayınla
Yönetmen: Reha Erdem
Yazar: Reha Erdem
Oyuncular:  Sermet YesilTürkü Turan and Serkan Keskin

http://heydudette.blogspot.com/search/label/kosmos




bir ekşi sözlük entrisinden kosmos:  


reha erdem'in gizli yüz'ü.


hani reha erdem'in gerçekten de ömer kavur'dan bu yana gelmiş en iyi türk yönetmeni olduğunu düşünüyorum. hele ki kosmos bunu kanıtlamak için birebir. erdem'in giriştiği ses düzenlemesi elbette bir yenilik ama belirsiz bir zamanda, belirsiz bir şehre gelen bir yabancı erkeğin toplumdan kopuk bir gerçeklik yaşaması, hele ki bunların içinde bir de ruhani yönelimler varsa ömer kavur her yetenekli türk yönetmeni için kaçınılmaz bir karşılaştırma oluyor. keşke ömer kavur hayatta olabilseydi de bu filmi izleyebilseydi. öte yandan umarım bu film avrupa'da ve amerika'da gösterim şansı yakalar da wenders, lynch, trier falan da bu filmden haberdar olur. o kadar beğendim yani filmi. 


--- spoiler ---


filme dair söyleyeceklerimi sansürlemek zorunda kalmamak için kullanılan bir spoiler ibaresidir bu yoksa belki de filme dair bir süpriz açıklayacağım olmayabilir bile.


filmin kahramanı battal/kosmos bana göre bir hayvan ve bir ermiş. aslında erdem hepimizin birer hayvan olduğunu söylemeye çalışıyor. bu nedenle filmde o kadar çok hayvan görüntüsü var. mesela "sınır açılmasın" diye propaganda yapanlar bir araç içinde şehrin ana caddelerini dolaşıyor olabilir ama kamera aracı takip etmek yerine yolun ortasında dolaşan kazların görüntüsünü seyirciye sunmayı yeğliyor. çünkü hepimiz hayvanız ve birimizin diğerinden üstünlüğü yok. [koşuşturan kaz görüntülerini de çok beğendim bu arada] öte yandan kosmos, insanın hayvanlığının en doğrudan kanıtı. kosmos bir yabancı. topluma, toplumun gelişmiş yapısına yabancı. onun için maddelerin, şeylerin önemi yok. kahveci ondan para istediği için para çalıyor, yoksa paraya ihtiyacı yok. kötürüm kız ondan ilaç istediği için eczane soyuyor. bol bol şeker yiyor. ağaçlara tırmanıyor. uluyarak, kuşlar gibi çığlık atıp öterek neptün'le kurlaşıyor. hatta neptün'le birlikte uçuyorlar... [ki bu sahne filmde en sevdiğim sahne oldu. bir anda sanki ben de şahlanıverdim] öte yandan kosmos bir de ermiş. onun bir de bu sebeple paraya, maddelere ihtiyacı yok. çalışmak istemiyor. yemek yemek istemiyor. aşk istiyor kosmos. aşk, ruhani bir şey yani istediği. peygambercene laflar ediyor kosmos ve şifa dağıtıyor. ama bu şifa eninde sonunda lanete de dönüyor hani. insanoğlu çiğ süt emmiş, ne yaparsın. kosmos en nihayetinde kimsenin anlamayacağı ve herkesin sırt çevireceği bir ermiş. bir meczup, bir nevi melami...


erdem'in filmi sinema tekniği açısından da tam bir başarı. ses tekniği sanırım bir türk filminde ilk kez bu kadar iyi, bu kadar anlatıma uygun kullanılmış. arkadan gelen tüm o top, tüfek, tesiz konuşması sesleri insanın vahşi doğasını ve hayvandan ayrılıp daha iyiye yöneldiğini iddia eden insanın akıl almaz bir vahşet makinesine dönüştüğünü anlatır gibi. mezbaadaki ineklerin gözlerine yapılan yakın çekimler, kesimlerin gösterilmesi, hayvan seslerinin verilişi de aynı şeyleri anlatıyor işte. erdem, sesi kullanışı ile de çok yetkin bir sinemacı olduğunu kanıtlıyor.


--- spoiler ---


son zamanların en iyi filmlerinden birini yapmış erdem. ulusalcı-laik kesim belki de filmdeki ruhani/tasavvufi öğelerden, militarizmin yerilmesinden rahatsızlık duyacaktır ancak bu son derece kötümser filmi ile erdem, sinema denen şeyin anlatımında sanatı yakalama becerisi gösteriyor. ellerine sağlık.(linuswithnoblankets, 20.05.2010 14:21 ~ 21.05.2010 02:35)


MOON 
2009
Yönetmen: Duncan Jones
Yazarlar: Duncan Jones (hikaye)Nathan Parker
Oyuncular: Sam RockwellKevin Spacey and Dominique McElligott


http://heydudette.blogspot.com/search/label/Moon




İMDB Özeti: 
Astronaut Sam Bell has a quintessentially personal encounter toward the end of his three-year stint on the Moon, where he, working alongside his computer, GERTY, sends back to Earth parcels of a resource that has helped diminish our planet's power problems.
Astronot Sam Bell, Lunar Industries ile yaptığı üç yıllık bir anlaşma sonucu Dünya'nın önemli enerji kaynaklarından olan Helium-3'ü keşfetmek üzere Ay'ın uzak bir köşesine gönderilir.

Yalnızlığa mahkum olduğu bu işte, uydu bağlantısının da kopmasıyla tüm iletişimi kaybeden Sam'i zor zamanlar beklemektedir. Neyse ki Ay'da geçirmek zorunda olduğu sürenin sonlarına yaklaşmıştır ve evine dönüp karısına ve kızına kavuşmasına az bir zaman kalmıştır. Sonunda ?Sarang? üssünden ayrılacak ve bir robot olan Gerty'den başka kişilerle konuşabilecektir.

Sağlığı birden kötüye gitmeyen başlayan Sam halüsinasyonlar görmeye başlar ve hafızasını da yitirmeye, oraya nasıl geldiğini dahi unutmaya başlar. Sam o andan itibaren etrafında neler olup bittiğini anlamak için savaşmaya başlayacaktır.



BeyazPerde Özeti :
Astronot Sam Bell, Lunar Industries ile yaptığı üç yıllık bir anlaşma sonucu Dünya'nın önemli enerji kaynaklarından olan Helium-3'ü keşfetmek üzere Ay'ın uzak bir köşesine gönderilir.

Yalnızlığa mahkum olduğu bu işte, uydu bağlantısının da kopmasıyla tüm iletişimi kaybeden Sam'i zor zamanlar beklemektedir. Neyse ki Ay'da geçirmek zorunda olduğu sürenin sonlarına yaklaşmıştır ve evine dönüp karısına ve kızına kavuşmasına az bir zaman kalmıştır. Sonunda ?Sarang? üssünden ayrılacak ve bir robot olan Gerty'den başka kişilerle konuşabilecektir.

Sağlığı birden kötüye gitmeyen başlayan Sam halüsinasyonlar görmeye başlar ve hafızasını da yitirmeye, oraya nasıl geldiğini dahi unutmaya başlar. Sam o andan itibaren etrafında neler olup bittiğini anlamak için savaşmaya başlayacaktır.



LITTLE WHITE LIES 
2010



İMDB Özeti: 
A near-fatal accident leaves one friend in the hospital while the rest go on their annual vacation. But their secrets and personal grief threaten to drive them apart.


BeyazPerde Özeti :
Bir restoran işleten ama yaşlandıkça iyice cimri ve aksi bir adam olan Max ve eşi Vero, her yıl yakın arkadaş grubunu kendi yazlıklarına çağırarak tatil açılışını hep beraber yapmayı adet edinmişlerdir. Fakat bu sefer Paris’ten ayrılmaya hazırlandıkları gün, dostları Ludo motorsikletiyle ağır bir trafik kazası geçirince, tatile çıkıp çıkmamak konusunda hepsi fikir ayrılığına düşerler. Yoğun bakımda yatan Ludo için ellerinden bir şey gelmediğine karar verince yazlığa doğru yola çıkarlar ama her birinin içinde ayrı bir huzursuzluk vardır. 

Zira her birinin kendisine sakladığı ve dürüst davranmadığı bazı sırlar, Ludo'nun başına gelenler ile şu yüzüne çıkar : Normal ve mutlu bir evliliği olan Vincent, yıllardır dost olduğu Max'e yakın ilgi duymaya başladığını itiraf eder; grubun en sağlam kadını gibi görünen Marie, Ludo'nun eski sevgilisidir ve onu hastanede bıraktığı için vicdan azabı çeker; eğlence düşkünü ve umarsız bir adam olan Eric, sevgilisi Lea'yı aldatmaktadır; Antoine ise evlenmek üzere olan eski sevgilisini takıntı haline getirmiştir. Bu tatil her biri için dostluklarının ve bağlarının sınandığı bir sınav olurken, herkesin kendisine çıkartacağı tecrübe de farklı olacaktır... Ünlü Fransız aktör Guillaume Canet üçüncü yönetmenlik denemesinde Fransız sinemasının önemli yıldız isimlerini de aynı filmde bir araya getiriyor. Fransa’da 2010'un en çok izlenen filmlerinden olan yapımda, Canet'in eşi olan Oscar'lı oyuncu Marion Cotillard’ın yanı sıra, Fransızların Oscar'ı olarak nitelendirilen Cesar Sinema Ödülü'ne pek çok kez aday gösterilen ve 2006'da Kimseye Söyleme (Ne le dis à personne) adlı filmdeki rolü ile En İyi Erkek Oyuncu seçilen François Cluzet ve aynı yıl adaylar arasında yer alan Gilles Lellouche de yer alıyor. Filmin senaryosu ise yine Guillaume Canet'e ait.




PINA
2011
Yönetmen: Wim Wenders
Oyuncular:  Pina Bausch, Regina AdventoMalou Airaudo and Ruth Amarante


http://heydudette.blogspot.com/search/label/pina





Dance, dance, otherwise we are lost





BREAKFAST AT TIFFANY'S
1961
YönetmenBlake Edwards 
YazarTruman Capote (Romanından uyarlama), George Axelrod (screenplay)
Oyuncular: 
Audrey HepburnGeorge Peppard and Patricia Neal



http://heydudette.blogspot.com/search/label/Breakfast%20at%20Tiffany's





İMDB Özeti:
Struggling writer Paul Varjak moves into a New York apartment building and becomes intrigued by his pretty, quirky neighbor Holly Golightly. Holly's lifestyle confuses and fascinates Paul; in public she flits through parties with a sexy, sophisticated air, but when they're alone she changes into a sweetly vulnerable bundle of neuroses. Written by filmfactsman


BeyazPerde Özeti:
Amerikalı yazar Capote’nin en meşhur kitabından Blake Edwards’ın sinemaya uyarladığı 'Tiffany’de Kahvaltı'da Audrey Hepburn’ü, zengin erkeklere para karşılığı eskortluk yapan Holly Golighty rolünde izliyoruz.

Özgür ruhlu bir tatlı kaçık olan genç kadın, 60’ların New York’unda şehrin en zengin erkeklerini kendine aşık eder ve hiç bitmeyecek bir partinin deyim yerindeyse tam ortasında dururken, arasıra su yüzüne çıkan hüznü üzerinde durmadan taşıyor.

Hüzünlü biten gecelerin sabahında şehrin gözalıcı mücevher dükkanı Tiffay vitrini önünde 'kahvaltı eden' Holly, yine böyle bir sabahın devamında yeni komşusu Paul Varjak (George Peppard) ile tanışıyor ve aralarında platonik bir aşk başlıyor.

Holly, her hafta ünlü bir mafya babasını bir hapishane olan Sing Sing’de ziyaret edip farkında olmadan şifreli mesajları taşıyorken Paul de zengin ve yaşlı bir kadının 'sponsorluğu'nda rahat bir yaşam sürüyor. İkilinin birbirleriyle yaptıkları 'pencere ziyaretleri', aynı binada yaşayan Çinli ile yaşanan bitmeyen 'gag'lar, filmin unutulmaz müzikleri ve Hepburn’ün tiril tiril eşsiz zerafeti filmin soslarından sadece bir kaçı.

Meraklılarına, filmden farklı olarak orijinal kitapta Paul’ün aynı zamanda eşcinsel olduğunu not olarak düşelim.