Dolambaçsızdı onun yolları. Üşüsen gülüşüne sarınabilirdin sanki, öyle meşakkatsiz... Daha varmadığı menzilleri anlatırdı. Yalan yakışırdı haytaya. Kelimeleri gülüşünde akladı mı, martavallar mümküne çalardı.
Ben telgraf direklerine tırmanır, göğe dikerdim başımı. O maden ocaklarında, yerin göğsüne yakın. Vaktimiz olduğunda da hayal değiş tokuş ederdik. Olmayan altın dolmakalemine bahse girerdik, şiir üstüne.
Her şey şiir üstüneydi. Aşk, açlık, verem; şiir üstüne. Yirmi iki yıl şiirden başka neye sığardı ki?
'Kız şiirden anlıyorsa beni seçer.
Anlamıyorsa zaten senin olsun.'
Kelebeğin Rüyası, Zonguldaklı iki şairin hikayesi. Çaresiz hastalıktan ölmenin, aşık olmanın, kaybetmenin, kaybedecek kadar dahi sahip olamamanın hikayesi. Kırılan bir daktilo gövdesinde parçalanmanın, tuşların sesini kaldırmayan kafalara şiir yazmanın, sebepsiz gülebilen adamların hikayesi.
Suzan'a kalsa, Rüştü daha iyi şairdi. Suzan'a kalmadı ama. Kimseye kalmadı. Varlık yan yana yazdı adlarını. Çatıda şarap içip kutladılar, ışıklar sönmeden az önce. Sonra Mediha yolcu. Rüştü odalarda kilitli. Muzaffer yanıbaşı. Rüştü yerin göğsünde boylu boyunca sonra. Muzaffer figan. Dört yılcık daha Muzaffer. Azıcık daha dayan.
kimden sual ettiysem halimi
güldüler.
anam bile şiir yazdığım için
bakmadı yüzüme.
yalnız bir öğle üstü sofrada
ölüm mukaddermiş dedi
halbuki yaşamak alnımın yazısı.
R.O.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder