10 Mart 2013 Pazar

Kelebeğin Ömrü

Zaman zaman olur bu... Öyle bir film izlersiniz ki, sinema sanatı çerçevesinde eleştirilecek bir çok nokta bulabilirsiniz ama içinizden yükselen başka bir ses bu eleştirileri görünmez kılar.
Şiirle çok da ilgisi olmayan ben- gerçi iyi bir şiiri okuduğumda içim titrer ama nedense direnç gösteririm şiirle münasebete- iki garip şairi anlatan bir film çekildiğini duyunca bunu çok önemsememiş ve nasıl olsa gitmem demiştim. Ama film gösterime girince öyle şeyler duydum ki kayıtsız kalamadım daha fazla.
Kelebeğin Rüyası iki garip genç şairi anlatıyordu; Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu... Yirmili yaşların başında kendilerin eriten hastalıkla mücadele ediyorlardı. Aslında onların gücünü tüketen sadece hastalıkları değil, görünmeyen hastalıklardan muzdarip insanlar ve onların getirdiği düzendi. Ama her şeye rağmen şiir vardı onların hayatında. Her şeyi şiire bahane edebilirlerdi. Aşk, acı, parasızlık, ölüm... Bir kelebeğin ömrü gibi kısacık hayatlarından geriye bıraktıkları bir kaç satır cümle oldu.
Film boyunca duyduğum şiirler hala içimde mırıl mırıl dolaşıyorlar. Şiire karşı direncim sarsıldı bir kere. Bu yüzden Kelebeğin Rüyası benim için önemli bir film. Eleştiri mi? Boşverin gitsin...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder