ah latifeciğim neler izlemiş


ah latifeciğim neler izlemiş? 


daha başka neler izlemiş? 


TWO LOVERS 

2008



Director: 

James Gray





yaralı adam, yara sarıcı kadın. yaralı kadın, yara sarıcı adam. 

"yarayı sarmaya yar kendi gelsin" diyor ya türkü, filmi izlerken bunu düşündüm, başkası değil de ille o, bizi yaralayan gelmeli yarayı sarmaya, böyle bir takılmışlık yarada. hani hep cinayet mahaline dönen kurbanın hikayesi vardı  ya onun gibi. 

bir de tesadüf mü yoksa son zamanlarda izlediğim tüm filmler mi böyle, ilişkiler dışardan bakıldığında pek harika, pek güzel ama hep karakterlerden en az birisinin aklı başka yerde... zaten evliliğe, romantizme karşı güvenim her geçen gün azalıyorken bir de böyle filmler niye...
08.11.2011


LAST NIGHT 


2010 
Director: Massy Tadjedin

Writer: 

Massy Tadjedin


Evlilik, aşk, sadakat, ihanet üzerine güçlü sorular soran, boğaza düğümler bırakan bir film. Vuslata erilememiş başka bir ihtimali bir köşede hep gizlice saklamak mı, yoksa bir an gelip "nefse uyup" vuslata erip bin pişman eşine, sevgiline dönmek mi ihanet? ya da... 

PS: Filmdeki imza gününe gelen Fransız yazar, Amerikalı kadın ilişkisi Before Sunset'teki imza gününe gelen Amerikalı yazar, Fransız kadın ilişkisini birazcık hatırlatmadı değil hani. evli olan her ikisinde de Amerikalı olandı..
17.06.2011 




SERENDIPITY 




2001
Director: Peter Chelsom

Writer: 

Marc Klein

bir iki sahnesi -asansördeki yetişmeye çalışma koşuşturması mesela- dışında öyle çok da sevdiğim bir film değildi bu film. 
belki how i met your mother'daki pastacı kız karakterinin ilhamı olmuştur burdaki kadın karakter bilemiyorum.. ama ben evvela onu seyrettiğim için çok orjinal de gelmedi. "kolera günlerinde aşk" kitabı var bir de. 

11.07.2011






2009

Director: 

Fatih Akin

Writers: 

Fatih Akin (screenplay)Adam Bousdoukos(screenplay)

Fatih Akın filmlerinin bir neşesi, bir enerjisi oluyor galiba dedim filmi izlerken ve bu enerjiyi sevdim ben. Dönüşen karakterleri, dönüşümlerin hikayesini esprili ve hareketli bir üslupla anlatıyor ve bu karışımın içine bol bol da müzik katıyor, ne güzel.   

30.09.2011 









2009
Yönetmen: Kutluğ Ataman 
Oyuncular: Metin AlagaşGözde AranAhmet Aslan


1957’de Erzincan’ın bir köyünde aya gitmeye çalışan bir grup insanın hikayesi.  Uzay roketi olarak cami minaresini seçiyorlar, imam efendiyle bu arada biraz papaz oluyorlar tabii. Ama alıyorlar minareyi sonunda, köy halkı yanlarına yolluk katıyor, sucuklar, peynirler, ekmeklerle uçuşa geçiyorlar.


Bu hikaye fotoğraflar ve dış ses aracılığıyla bize sunuluyor, dış ses çok tatlı bir Erzincan şivesiyle olayı anlatıyor, anlattıkları daha bir komikleşiyor.  Aralarda film kesiliyor ve akademisyenler, araştırmacılar bu olayı, aya giden Erzincanlıları konuşuyor. Film kadar eğlenceli olmasa da can kulağıyla dinleyeceğiniz tespitler geçiyor bu konuşmalarda. Tüm bu hikaye gerçekmiş gibi sunuluyor, bu türe mockumentary deniyormuş, sahte belgesel. Benim gerçekliğe bakışıma öyle yakınmış ki bu tür. Türümü buldum yani.

Bu arada aya seyahatin minyatür bir versiyonunu biz de çocukken kendi aramızda denemiştik. Çocukken astronot olmayı istediğimi söylemiştim buralarda bir yerde. Ama bu deneme astronotluktan ziyade, haylazlıkla alakalıydı. Little Lulu’nun bir bölümünde Lulu ve arkadaşları Toby’i bir depoya götürüp bir varilin roket olduğuna ikna ediyorlar ve aya gitmek için gönüllü olmasını istiyorlar, Toby de kabul ediyordu. Biz de aynı şeyi Evren’e yapmıştık, bu fikir de benden çıkmıştı. Varilin içine koyup evren’i biraz çalkalamıştık. Filmi izlerken aklıma bu sahneler gelince güldüm..










2008

Writers: 

Ebru Ceylan (screenplay)Ercan Kesal(screenplay),
Nuri Bilge Ceylan
(screenplay)




İnsanlar nasıl da düzenlerini koruma eğilimindeler.  Hani oğlan eve giriyor, annesinin kırıtışını, bir erkeğin öksürüşünü duyuyor, tezgahın üstünde bıçağı görüyor, sonra eşyalarını toparlayıp sessizce evden çıkıyor ya.  Bıçağı çoğu zaman kullanmıyor insan. Kullanmasın tabii. Ama bazen insan  bıçak kullanmadan da ölüyor, öldürüyor.  Karısını aldatan adamın öteki kadına, yani oğlanın anasına yaptığı muamele öldürmekten beterdi.  Filmlerde bu ikinci kadınların hallerine üzülüyorum. Ateşli sevişmelerden sonra reddediliyorlar, haince bu. çünkü düzen korunur. Entropiye inat. 
Bir de neye üzüldüm bu filmde, travma mağdurları travmalarını başkasına yaşatır ya, döner suç mahaline, nefret ettiği kişiye dönüşür ya,   eyüp de son olarak bunu yaptı, başkasını satın aldı ya, o çocukceğiz buna razı oldu ya. Üzüldüm çok. Hayat çok maymun. Bir iki üç.




VAVIEN

2009



Ama bir insan bu kadar safça bir adamı  sever de adam ondan nefret eder mi? Sarı hırkayı gösterdiğinde senin için ördüm diye “al bi hırkamız eksikti o da tam oldu “ der mi? Eder de der de. Adam başka bir kapıda köpek olur mu başka kadına, karısı ilgi alaka beklerken evde? Olur mu olur valla. Ama insan öyle sessiz sakin karısını öldürmeyi planlar mı? Planladı işte. Sonra bir an geldi ve kırıldı her şey, güllük gülistanlık oldu, süt liman. Sonrasını bilmiyoruz hikayenin ama son sahnede piknikteydiler, mutluydular. Geçmişe perde çektiler. Olmaz mı? Oluyor öyle. 





MIDNIGHT IN PARIS


Sevdiğim temalardan birini anlatmış bu defa woody allen amca bu filmle, maziye olan düşkünlük. Bunun aslında maziye değil de "başka" bir zamana olan düşkünlük olduğunu söylemiş film diliyle, bu an olmayan başka bir zamana duyulan özlem. Bir çeşit kaçış imkânı, barışılmamış ve fakat canlı olan bir an'dan ölü olan hayale, nekrofilik bir kaçış.. Şimdi burda özetlediğim gibi sıkıcı ve soğuk da değil üslubu, sevimli ve romantik..




ZELİG 

1983

Director: 

Woody Allen

Writer: 

Woody Allen



Woody Allen mizahını en çok bu filmde sevdim, çünkü ciddi meseleler üstüne, inceden inceden, cıvımadan ama eğlenerek anlatmış anlatacağnı.. Bu filmin ciddi meseleleri başka biri olmak, anonimleşmek, zenofobi, adaptasyon vs.. Bir de Zelig'in terapi sürecini izlemek de terapistlerle alay etmesi sebebiyle benim için ayrıca eğlenceliydi. 


Bu film de mockumentary türünün bir örneği. Mockumentary kelimesine Türkçe bir karşılık aradık, "dalgasal" dan daha iyisini bulamadık, daha iyi bir teklifi olan bir adım öne çıksın. Zelig olsa öne çıkamayabilir herkes arkadaysa arkada kalır muhtemelen. Hepimiz Zelig'iz biraz. Çünkü uyum sağlayabilen canlılar hayatta kalır ve  hayattayız çok şükür.