Neden bu kadar heyecan vericiydi? Kısa bir sürede içime hücum eden bu duygular nedir? Coşku o kadar yoğun oluyor ki diğer duygularımı fark etmem zorlaşıyor. Ya da bu kadar duygu bir aradayken ben bunun adına sadece coşku diyebiliyorum. Şimdi düşününce hüzün aklıma geliyor, sonra özlem, sevgi, tutku, korku, güven, şefkat... Evet, ben Pina'yı seyrederken bunları hissettim. Daha önce tanımadığım bir kadının, hakkında az şey bildiğim modern dansa adanmış hayatını anlatan filmi seyrettim. Bir belgesel ama alışık olduğumuzdan farklı. Onun hayatını hazırladığı kareografilerle öğrenmeye çağırdı bizi yönetmen. Pina'nın duygularını, düşüncelerini, yaşam biçimini gösterileriyle öğrenmeye çalıştık. Arkadaşları/dansçıları Pina'yı dans ederek anlattı. Kamera karşısında oturup ondan bahsederken ağızlarını kıpırdatmadılar. Aynı danstaki gibi vücutlarını kullandılar. Ses sonradan eklenen bir ayrıntıydı sanki.
Pina ve arkadaşlarının bedenlerini ve ruhlarını dansa bu kadar adamaları beni çok etkiledi... Sahne sanatlarında beklenen de budur zaten. Ama ben daha önce hiç bir sahne gösterisinde bu kadarına şahit olmadım. Oyunculardan çokça duyduğum "oyun başlayınca o karakter olurum artık" sözünün ne demek olduğunu Pina ve arkadaşları çok iyi gösterdi. Ne demiş Pina "Dance, dance... Otherwise we are lost"...
Kadın-erkek ve insan-doğa ilişkisi üzerine söylenenler (gösterilenler) Pina'nın anlattıklarından en çok aklımda kalanlar. Kadın ile erkeğin arasındaki iletişimi, sevgiyi ve tutkuyu Pina'nın gözüyle görmek güzel bir deneyim oldu benim için. Hayata karşı bambaşka bir yerden bakışı keşfettim...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder