
şu konuştuğumuz aklı başında dilden başka dilleri seviyorum hep, sinemanın, resmin, müziğin, dansın dilini.metaforların, şiirlerin ve oyunların dilini. bir çocukla ya da bir hayvanla iletişim kurarken kendimi özgür ve rahat hissettiren de bu dil sınırlarından başka bir dile çıkma imkânı. sonra büyüdükçe unutuyoruz belki çocukken konuştuğumuz bu tabii dili. tabii olanı seviyorum, bazen sokak kedilerinin tabiatlarınca yaşayıp gidişlerine özenirken buluyorum kendimi. o yüzden bu film daha en başından çaldı kalbimi, bir nehrin iki kıyısında kuş sesleri çıkararak köprüye doğru koşan kosmos ve venüs'ün sahnesiyle. bir an gelir hiç tanımadığın bir erkeğe usulca sokulup merhaba diyebilirsin belki ama ya hiç tanımadığın bir erkeğin karşısına gecip "vraak" diyebilir misin? diyebilsek keşke.
+adım, neptün olsun.
-senin adın neptün olsun, benim de kosmos. sol elin başımın altında olsun, sağda beni kucaklasın...
ve bir kapıya gidip "sizi bedenimle ve ruhumla sevmeye geldim" de diyebilsek keşke, battal gibi.
bağırsak kuşlar gibi, kollarımız var sarılsak keşke, kelimelerden başka.
film kelimelerden başka dille konuşmayı anlatmış, hayvan ve insan tabiatının birliğini, iyi ya da kötü olmadan tabiatınca yaşama halini ve başka başka şeyleri, kelimelerden başka bir dille sinema diliyle.. anlattıklarının bazıları benim başımın üstündeki düşünce bulutlarıydı, dolmuş dolmuştu da yağmamıştı, dökülmemişti kelimeye, yağmur olup yere. yeşermemişti bir anlam, kosmos'la bir film yeşermiş ne güzel.
"herkesin başına her şey aynı şekilde geliyor. iyiyle kötünün, cömertle cömert olmayanın başına gelen şey aynı, iyi adam nasılsa suç işleyen de öyle, yemin edenle yeminden korkan aynı birbiri gibi...
hayatta herşeyde bela şu ki, herkesin başına gelen şey aynı, hem de insanoğlunun yüreği kötülükle dolu ve ömürleri devamınca yüreklerinde delilik var ve sonra ölülere katılıyorlar. çünkü bütün yaşayanlarla beraber olan için ümit var, çünkü sağ köpek ölü aslandan iyi, çünkü yaşayanlar biliyorlar ki ölecekler fakat ölüler bir şey bilmez ve artık onlar için bir ödül yok. çünkü onların anılması unutulmuş..."
mesela bu kısımdaki iki ayrı tema, başım üstünde düşünce balonu olur ara ara.. daha geçtiğimiz günlerde geldi kondu mesela tepeme, yazayım dedim o günlerde, tam da insanlar depremzedeler için " taşladıkları askere muhtaç oldular" dedikleri sırada.. sanki taşladıkları için başlarına bu gelmiş gibi hani fuhuş ve içkiden olan adapazarı depremi gibi.. "hak ettiler, layıklarını buldular" dan ötesi var bu duruşta, ben bu hallerden masumum, öyleyse dertten kederden azade yaşayabilirim güvencesi de var sanki... oysa ne iyilik, ne dindarlık, ne vatanseverlik, ne zenginlik koruyamaz insanı acıdan "hayatta herşeyde bela şu ki, herkesin başına gelen şey aynı"...
ve filmdeki sinema dili öyle güçlü ki, başka bir filmde gayet kitabi durabilecek bu diyaloglar metin metin sırıtmıyor filmin içinde..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder