gibi değil de bir film izlemiş,
içmiş sanki bir şiir,
yemiş gibi yumruk,
boğaza.
şimdi size rüştü karakterinin ışıltısını mı anlatayım, güldüğünde, hayatı hafifsediği, hafiflettiğinde? bir film izlemiş gibi evet, burası, o yüzden karakter diyorum rüştü'ye, yoksa şair rüştü onur yaşamıştır, mezar taşında şair rüştü onur yazmıştır, bir de bir sayısının kapağında varlık dergisinin. ama bu kadar ışıldamış mıdır mert fırat'ın canlandırmasındaki gibi, bilmiyorum.. sokaklar da öyle ışıldamamıştır belki, elbiseler, diyaloglar.. yani bazı sahnelerde amerikan sinemasının italyan kasabalarını izliyor gibi olmadım mı? oldum.. ama aradığım o kadar da fazla gerçek değildi, biraz süsten bence zarar gelmezdi. neyse varlık dergisinin bir sayısının kapağında adı yazmıştır şairlerin, delice sevinmişlerdir eminim.. beni duygulandıran şeylerden biri de buydu bu filmle ilgili, iki şairin, iki insan, iki canın şiirleri okunsun diye çabalayıp durduktan sonra, eremeden maksatlarına, dünyalarını değişmeleri ve vefatlarından seneler sonra, bu maksadın gerçekleşmiş olması..
şiir seven ah latifeciğim, bu filmi de sevdi.
12 Mart 2013 Salı
10 Mart 2013 Pazar
kelebek uyandı mı şimdi?
Doğmak için iki yıl, ölmek için dört bekledim. Rüştü hep erkenciydi.
Dolambaçsızdı onun yolları. Üşüsen gülüşüne sarınabilirdin sanki, öyle meşakkatsiz... Daha varmadığı menzilleri anlatırdı. Yalan yakışırdı haytaya. Kelimeleri gülüşünde akladı mı, martavallar mümküne çalardı.
Ben telgraf direklerine tırmanır, göğe dikerdim başımı. O maden ocaklarında, yerin göğsüne yakın. Vaktimiz olduğunda da hayal değiş tokuş ederdik. Olmayan altın dolmakalemine bahse girerdik, şiir üstüne.
Her şey şiir üstüneydi. Aşk, açlık, verem; şiir üstüne. Yirmi iki yıl şiirden başka neye sığardı ki?
Kelebeğin Rüyası, Zonguldaklı iki şairin hikayesi. Çaresiz hastalıktan ölmenin, aşık olmanın, kaybetmenin, kaybedecek kadar dahi sahip olamamanın hikayesi. Kırılan bir daktilo gövdesinde parçalanmanın, tuşların sesini kaldırmayan kafalara şiir yazmanın, sebepsiz gülebilen adamların hikayesi.
Suzan'a kalsa, Rüştü daha iyi şairdi. Suzan'a kalmadı ama. Kimseye kalmadı. Varlık yan yana yazdı adlarını. Çatıda şarap içip kutladılar, ışıklar sönmeden az önce. Sonra Mediha yolcu. Rüştü odalarda kilitli. Muzaffer yanıbaşı. Rüştü yerin göğsünde boylu boyunca sonra. Muzaffer figan. Dört yılcık daha Muzaffer. Azıcık daha dayan.
Dolambaçsızdı onun yolları. Üşüsen gülüşüne sarınabilirdin sanki, öyle meşakkatsiz... Daha varmadığı menzilleri anlatırdı. Yalan yakışırdı haytaya. Kelimeleri gülüşünde akladı mı, martavallar mümküne çalardı.
Ben telgraf direklerine tırmanır, göğe dikerdim başımı. O maden ocaklarında, yerin göğsüne yakın. Vaktimiz olduğunda da hayal değiş tokuş ederdik. Olmayan altın dolmakalemine bahse girerdik, şiir üstüne.
Her şey şiir üstüneydi. Aşk, açlık, verem; şiir üstüne. Yirmi iki yıl şiirden başka neye sığardı ki?
'Kız şiirden anlıyorsa beni seçer.
Anlamıyorsa zaten senin olsun.'
Kelebeğin Rüyası, Zonguldaklı iki şairin hikayesi. Çaresiz hastalıktan ölmenin, aşık olmanın, kaybetmenin, kaybedecek kadar dahi sahip olamamanın hikayesi. Kırılan bir daktilo gövdesinde parçalanmanın, tuşların sesini kaldırmayan kafalara şiir yazmanın, sebepsiz gülebilen adamların hikayesi.
Suzan'a kalsa, Rüştü daha iyi şairdi. Suzan'a kalmadı ama. Kimseye kalmadı. Varlık yan yana yazdı adlarını. Çatıda şarap içip kutladılar, ışıklar sönmeden az önce. Sonra Mediha yolcu. Rüştü odalarda kilitli. Muzaffer yanıbaşı. Rüştü yerin göğsünde boylu boyunca sonra. Muzaffer figan. Dört yılcık daha Muzaffer. Azıcık daha dayan.
kimden sual ettiysem halimi
güldüler.
anam bile şiir yazdığım için
bakmadı yüzüme.
yalnız bir öğle üstü sofrada
ölüm mukaddermiş dedi
halbuki yaşamak alnımın yazısı.
R.O.
Kelebeğin Ömrü
Zaman zaman olur bu... Öyle bir film izlersiniz ki, sinema sanatı çerçevesinde eleştirilecek bir çok nokta bulabilirsiniz ama içinizden yükselen başka bir ses bu eleştirileri görünmez kılar.
Şiirle çok da ilgisi olmayan ben- gerçi iyi bir şiiri okuduğumda içim titrer ama nedense direnç gösteririm şiirle münasebete- iki garip şairi anlatan bir film çekildiğini duyunca bunu çok önemsememiş ve nasıl olsa gitmem demiştim. Ama film gösterime girince öyle şeyler duydum ki kayıtsız kalamadım daha fazla.
Kelebeğin Rüyası iki garip genç şairi anlatıyordu; Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu... Yirmili yaşların başında kendilerin eriten hastalıkla mücadele ediyorlardı. Aslında onların gücünü tüketen sadece hastalıkları değil, görünmeyen hastalıklardan muzdarip insanlar ve onların getirdiği düzendi. Ama her şeye rağmen şiir vardı onların hayatında. Her şeyi şiire bahane edebilirlerdi. Aşk, acı, parasızlık, ölüm... Bir kelebeğin ömrü gibi kısacık hayatlarından geriye bıraktıkları bir kaç satır cümle oldu.
Film boyunca duyduğum şiirler hala içimde mırıl mırıl dolaşıyorlar. Şiire karşı direncim sarsıldı bir kere. Bu yüzden Kelebeğin Rüyası benim için önemli bir film. Eleştiri mi? Boşverin gitsin...
Şiirle çok da ilgisi olmayan ben- gerçi iyi bir şiiri okuduğumda içim titrer ama nedense direnç gösteririm şiirle münasebete- iki garip şairi anlatan bir film çekildiğini duyunca bunu çok önemsememiş ve nasıl olsa gitmem demiştim. Ama film gösterime girince öyle şeyler duydum ki kayıtsız kalamadım daha fazla.
Kelebeğin Rüyası iki garip genç şairi anlatıyordu; Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu... Yirmili yaşların başında kendilerin eriten hastalıkla mücadele ediyorlardı. Aslında onların gücünü tüketen sadece hastalıkları değil, görünmeyen hastalıklardan muzdarip insanlar ve onların getirdiği düzendi. Ama her şeye rağmen şiir vardı onların hayatında. Her şeyi şiire bahane edebilirlerdi. Aşk, acı, parasızlık, ölüm... Bir kelebeğin ömrü gibi kısacık hayatlarından geriye bıraktıkları bir kaç satır cümle oldu.
Film boyunca duyduğum şiirler hala içimde mırıl mırıl dolaşıyorlar. Şiire karşı direncim sarsıldı bir kere. Bu yüzden Kelebeğin Rüyası benim için önemli bir film. Eleştiri mi? Boşverin gitsin...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)


